Fashion Week month has already started and now its Istanbul’s turn! I had always a trouble with fashion weeks, I don’t know why, but this time its so obvious why I’m so nervous and muddy: The weather! I have no idea what to wear, where to spend gaps between shows and how to feel warm and friendly while the city is getting whiter, colder and grayer.
On the other hand, fashion weeks are those times where you can catch up with friends- long time not to see, watch beautiful models- to be jealous, experience new tastes, colors and ideas- to develop new fashion concept, drink a lot- who cares the show?, sacrifice couple of high heels to stand 10 hours on them- thats why we need shopping, wear the most interesting and alienish clothes you have- even your wedding dress, and wear your sunglasses inside or at night to protect yourself from the flashes and loosers.
So, fashion bell is ringing, I have to get ready and put some garbage bag on me.
(This photo is dedicated to the front row. Cheers!)
Moda haftası ayı çoktan başladı ve şimdi sıra Istanbul’un. Neden bilmem ama benim moda haftalarıyla hep bir problemim oldu, ama bu sefer neden gergin ve sevimsiz oldugum çok bariz tabi: Hava! Ne giyeceğim, showlar arası vakti nasıl öldüreceğim ve şehir giderek beyazlara bürünüp, soğurken nasıl sıcak ve sevimli olabileceğim hakkında hiçbir fikrim yok.
Öte yandan, moda haftaları arkadaşlarınızla buluşabilmek- bilhassa uzun zamandır görmedikleriniz, güzel model kızlar ve çocuklar izleyebilmek- ve sonra kıskançlıktan ölmek, yeni tatlar, renkler ve fikirler deneyimlemek – yani yeni moda konseptleri büyütmek, bol bol içmek- show kimin umrunda ki?, üzerinde 10 saat geçirerek birkaç topuklu ayakkabı feda etmek- ve böylece alışverişe gitmek zorunda kalmak, en ilginç ve uzayli vari kıyafetlerinizi giyebilmek- gelinlik bile giysen olur, okadar! ve tabi içeride ve geceleri güneş gözlüğü takabilmek- bu tamamen patlayan flashlardan ve muhattap olmak istemediğiniz diğerlerinden korunmak amaçlı, en ideal zamanlardır.
Ve şimdi, moda zili çalıyor, yani benim hazırlanıp, üzerime birkaç çöp torbası geçirme vaktim geldi bile.
( Bu fotograf da front row’ a adanmıştır. Şerefe!)