Sanat eseri şişeler.
10 sene boyunca aynı kokuya sadık kalan kadın ve adamların has-ta-sı-yım! Bu bana hep 10 sene boyunca aynı yemeği yemek gibi geliyor. Tamam bu biraz abartı oldu, o zaman 10 sene boyunca aynı markanın aynı dondurmasının aynı çeşidini yemek gibi diyelim… Yani etrafta o kadar güzel yeni kokular ve yeni şişeler varken; saç rengin, kilon hatta belki boyun, stilin, işin, eşin veya yaşam tarzın bile bu kadar çok değişirken nasıl aynı kokuya sadık kalabilirsin ki?
Halbuki ben her gördüğüm yeni kokuyu denerim. Havaalanına erkenden gitmişsem – ki bu pek olmaz, kendimi hemen parfümlerin arasına atıp üç beş sıra genişliğinde çevremi güzel kokulara boğacak kadar parfüm banyosu yaparım. Ama evet, bu pek sık olmadığından dolayı uçaktan inip de valiz beklediğim o anlar benim için daha uygun. Ortalama 4 koku dener, ki bu kadarı bile biraz fazla olabiliyor bazen, en az birini mutlaka beğenirim. Kalıcılığını ya da tenimde durduğu süre boyunca nasıl değişeceğini bilemediğimden bazen elim boş çıkarım bazen de kendimi tutamam alırım.
“Peki, neden kalıcılığından emin olmadığın halde bir kokuyu satın alıyorsun?” diye sorarsanız, işte konumuz tam da bu! Şişeler! Tıpkı güzel bir ayakkabı alırken, 6 saat üzerinde gezdiğimde nasıl ağrılara maruz kalacağımı ya da kalmayacağımı bilemememe rağmen sırf çok güzel diye alıyorsam, parfümleri de şişelerinin güzelliğine dayanamayıp aldığım oluyor. Belki bittiğinde gidip ikinci kere almıyorum ama bana o ilk şişeyi aldıran birkaç ilginç parfüm girdi hayatıma ve biliyorum ki girmeye devam edecek.
Hadi itiraf edin; sırf dış görünüşünün güzelliğine kapılıp aldığınız parfümler yok mu?
Daha da önemlisi, bu suç mu?